ENGLISH (click here)


Dışişleri Bakanlığı: Çin'in içişlerine karışmak gibi bir niyetimiz olamaz.

10 Temmuz 2009

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin, Çin'in toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve ülkede yaşayan tüm etnik ve milli grupların barış, huzur, uyum ve refah içinde yaşamalarına önem verdiğini belirterek, "Türkiye'nin, Çin'in içişlerine karışmak gibi bir niyeti yoktur, olmamıştır" açıklamasında bulundu.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, 5 Temmuz'dan bu yana acı olaylara sahne olan Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki durumun Türkiye'nin gündeminde en ön sırada yer almaya devam ettiği, Çin makamlarının alacakları sağduyulu ve hukuki önlemler neticesinde durumun normale dönmesinin beklendiği kaydedildi.

Türkiye'nin Çin ile ilişkilerine çok önem verdiği ifade edilen açıklamada, Çin Halk Cumhuriyeti'nden de iki ülke arasında dostluk köprüsü oluşturan Uygurların barış, güven ve huzur içinde yaşamaları için gerekli ortamı sağlamasının beklendiği bildirildi.

Açıklamada, "Bunun, uluslararası toplum ve Türkiye için haklı bir beklenti olduğunu düşünüyoruz. Konuyla ilgili olarak sürdürdüğümüz temaslar da buna yöneliktir" denildi.

Açıklamada ayrıca, Çin ile gelişmekte olan ilişkilerin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün kısa süre önce yaptığı Çin ziyaretinin kazandırdığı ivmeden de yararlanarak, her alanda ileriye götürülmesi için karşılıklı çabaların devam edeceği belirtildi.


Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Meydana Gelen Olaylar Hk.

10 Temmuz 2009 - Dışişleri Bakanlığı Basın Açıklaması

5 Temmuz’dan beri acı olaylara sahne olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki durum Türkiye’nin ve kamuoyumuzun gündeminde en ön sırada yer almaya devam etmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti makamlarının alacakları sağduyulu ve hukuki önlemler neticesinde durumun normale dönmesini beklemekteyiz.

Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerine çok önem vermektedir. Çin’in toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve ülkede yaşayan tüm etnik ve milli grupların barış, huzur, uyum ve refah içinde yaşamalarına da önem veren Türkiye’nin Çin Halk Cumhuriyeti’nin iç işlerine karışmak gibi bir niyeti yoktur, olmamıştır. Çin Halk Cumhuriyeti’nden de, aramızda bir dostluk köprüsü oluşturan Uygurların, barış, güven ve huzur içinde yaşamaları için gerekli ortamı sağlamasını bekliyoruz. Bunun, uluslararası toplum ve Türkiye için haklı bir beklenti olduğunu düşünüyoruz. Konuyla ilgili olarak sürdürdüğümüz temaslar da buna yöneliktir.

Çin ile gelişmekte olan ilişkilerimizin, Sayın Cumhurbaşkanımızın kısa süre önce gerçekleştirdikleri ziyaretinin kazandırdığı ivmeden de yararlanarak, her alanda ileriye götürülmesi için karşılıklı çabalarımız da tabiatıyla devam edecektir.


Çin'le ilişkilerimizi tek bir konuya hapsetmek istemeyiz

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde 5 Temmuz'da başlayan ve 'büyük üzüntü ve kaygı duydukları' olaylarla ilgili gelişmeleri takip etmeye devam edeceklerini söyledi.

Özügergin, Çin tarafıyla son dönemde yapılan yoğun temaslarda iki ülke ilişkilerinin zarar görmesini engellemek ve ileriye götürmek için siyasi iradenin ortaya konduğuna dikkat çekti. Özügergin, "Çin'le ilişkilerimizi tek bir konuya hapsetmeyi ne Çin ne de biz isteriz" dedi.

Burak Özügergin, Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında Çin'in Uygur bölgesinde resmî rakamlara göre 184 kişinin öldüğü ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'soykırım' nitelemesi yaptığı kanlı olaylarla ilgili soruları cevapladı. Uygurları akrabaları olarak gördüklerini belirten Özügergin, "Akrabalarımızın kaderiyle ilgilenmemiz gayet doğal" diye konuştu.

"RABİYE KADİR VİZE BAŞVURUSUNDA BULUNMADI"

Dışişleri Sözcüsü, Başbakan Erdoğan'ın 'Bu kişi başvuruda bulunursa vize veririz' dediği Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadir'in vize başvurusunda bulunduğuna dair kendilerine henüz bilgi gelmediğini aktardı.

Pekin yönetimi, 'Uygurların Anası' olarak da bilenen Kadir'i Urumçi'deki olayların arkasında olmakla suçluyordu.

Daha önce Türkiye'ye yaptığı vize başvuruları reddedilen Kadir, Erdoğan'ın açıklamasından sonra vize için hemen Washington Büyükelçiliği'ne başvuracağını açıklamıştı. Beyaz Saray ile Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve Kongre ile temaslarını sürdüren Kadir'in bu sürecin tamamlanmasından sonra Türkiye'ye geleceği belirtiliyor.

"KONUYU BMGK'YA TAŞIMAK İÇİN GİRİŞİM YOK"

5 Temmuz'daki kanlı olayların kamuoyunda infiale neden olduğunu ve bölgeden yansıyan görüntülerin kendilerini yaraladığını belirten Burak Özügergin, Başbakan Erdoğan'ın 'soykırım' nitelemesiyle ilgili yorum yapmadı.

Özügergin, işin aslının ne olduğunun ortaya çıkarılması ve suçluların cezalandırılmasını istedi.

Özügergin, konuyu Türkiye'nin de geçici üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) götürülmesine dair bir girişimden haberdar olmadığını da söyledi. BMGK üyeliğinin Türkiye'nin omuzlarına yüklediği sorumluluk çerçevesinde hareket ettiklerini belirten Özügergin, önümüzdeki dönemde bu konuyu gündemlerine alabileceklerini kaydetti. CİHAN


Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Meydana Gelen Olaylar Hk.

8 Temmuz 2009 - Dışişleri Bakanlığı Basın Açıklaması

5 Temmuz tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de meydana gelen olaylar ülkemizde ve kamuoyumuzda derin bir üzüntü ve endişe yaratmıştır. Olayların hala tam olarak yatışmamış olduğu ve etnik gruplar arasındaki gerginliğin sürdüğü şeklinde duyumlar alınmakta, bu durum endişemizi artırmaktadır. Türk halkı, akrabalık bağları bulunan Uygur halkına kendini çok yakın hissetmekte, onların acılarını paylaşmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygur halkı Türkiye ile Çin arasında güçlü bir dostluk köprüsü oluşturmaktadır. Olayların 150’nin üzerinde insanın ölümü ve binin üzerinde insanın yaralanması ile sonuçlanması büyük üzüntü vermektedir.

Bakanlığımız tarafından olaylar hakkındaki haberlerin duyulması üzerine bir açıklama yapılarak duyduğumuz endişe dile getirilmiştir. Ankara’daki Çin Büyükelçiliği maslahatgüzarı da Bakanlığımıza davet edilerek olaylar hakkında açıklama istenmiş, kendisinden ayrıntılı bilgi alınmış, duyduğumuz üzüntü, kaygılar ve bu olaylara sebebiyet verenlerin en kısa zamanda tespit edilerek adalet önüne çıkarılmasına ilişkin beklentimiz açık bir şekilde dile getirilmiştir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin de olayları kınayan bir açıklama yaptığı bilinmektedir. Bugün, Türkiye Körfez İşbirliği Konseyi Dışişleri Bakanları Toplantısı vesilesiyle İstanbul’da yayımlanan Ortak Bildiri’de de konuya ilişkin endişeler dile getirilmiştir. Türkiye’nin bu konunun takipçisi olması doğal görülmelidir. Olayların daha da büyümemesi ve ilgili grupların itidal içinde davranarak tırmanmayı ve yeni gerginlikleri önleyecek bir olgunluk içinde hareket etmeleri gerektiğine inanılmaktadır. Bu konuda Çin yetkililerinin de düzen ve istikrarı sağlamak için gösterdikleri çabalar sırasında sivil halkın can güvenliğini en ön planda tutarak ve uluslararası insan hakları norm ve prensiplerini ihlal etmeyecek bir dikkatle hareket edecekleri ümit edilmektedir.


Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Meydana Gelen Olaylar Hk.

6 Temmuz 2009 - Dışişleri Bakanlığı Basın Açıklaması

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de dün (5 Temmuz) meydana gelen olaylarda, edinilen ilk bilgilere göre 140’tan fazla insanın hayatını kaybettiği, 800 kişinin de yaralandığı derin üzüntüyle öğrenilmiştir.

Olaylara sebebiyet veren sorumluların en kısa zamanda tespit edilmesini ve adaletin tecelli etmesini bekliyoruz. İstikrarlı ve müreffeh bir ülke olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Çin Halk Cumhuriyeti’nde bu tür olayların ileride meydana gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınacağına inanıyoruz. Yaralılara acil şifa, hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına ve başta Sincan Uygur Özerk Bölgesi halkı olmak üzere tüm Çin halkına başsağlığı diliyoruz.

PRESS RELEASE - Turkish Ministry of Foreign Affairs - July 6, 2009

Regarding events in Urumqi, the Capital City of Xinjiang Uyghur Autonomous Region

We have learned with deep sorrow the incidents that took place yesterday (5th of July) in Urumqi, the capital city of Xinjiang Uyghur Autonomous Region, situated at the north-west of the People’s Republic of China, which, according to initial data, left more than 140 dead and 800 people injured.

It is our expectation that the persons who are responsible for these incidents will be found out as soon as possible and brought to justice. We believe that the necessary measures will be taken to prevent this kind of incidents in the future in China, a country on the way of becoming more stable and prosperous. We extend our condolences to the people of the Xinjiang Uyghur Autonomous Region in particular and to the people of China in general, to the families of those who lost their lives and wish speedy recovery to those who were injured.


TURKEY VOICES CONCERN OVER VIOLENCE

July 10, 2009

President Abdullah Gul on July 10 voiced concerns over violence against Muslim Uighurs in China's autonomous Xinjiang territory.

Gul, who had recently visited the regional capital, Urumqi, called on the Chinese government to bring those responsible for violence to accountability. Both government agencies and nongovernmental organizations in Turkey have condemned the killings in the autonomous Xinjiang territory, which is home to millions of Turkic-speaking Muslim Uighurs.

The Turkish Foreign Ministry stated that the events of early July were China's internal affairs, and that Turkey attached great significance to China's sovereignty and territorial integrity. The president urged the Chinese government to live up to its responsibility by protecting the rights of Muslim Uighurs, and to allow them to live in peace and security.

FOREIGN MINISTRY STATEMENT

Turkish Ministry of Foreign Affairs spokesperson, Burak Özügergin stated at a press conference held at the Ministry that "neither Turkey, nor China would like to lock our relationship with China to a single subject" without referring to the "genocide" remark made by Prime Minister Erdogan which received strong reaction from China.

Ministry of Foreign Affairs spokesperson, Burak Özügergin said at the weekly press conference that the events in the Xinjiang region of the People's Republic of China caused a great deal of “sadness and concern," and added "having interest in the fate of our relatives is very natural” we will continue to follow the developments.

After violence erupted in Xinjiang, The Turkish Foreign Ministry issued a statement about the tragic events saying that Turkey considered the events China's internal affairs, and hoped Uighurs would live in peace and security. The July 17 statement by the Ministry that "neither Turkey, nor China would like to lock our relations with China to a single subject" was significant in that it was made following calls from one of China's major newspapers for Prime Minister Erdoğan not to interfere with the internal affairs of China, and to withdraw his remarks of “genocide.”

Özügergin, while not referring to the speech of Prime Minister Erdogan's remark of "genocide," specifically reiterated that both sides are exhibiting political willingness to prevent further deterioration and move ahead with relations between the People's Republic of China and Turkey.

He also stated that he was not aware of any attempts to take the recent events in Xinjiang to the United Nations Security Council (UNSC), where Turkey is serving a two-year term as a non-permanent member, and China is a permanent member.

Özügergin's remarks that this matter might be considered as a later-term agenda have been interpreted as an indication that the conflict in Xinjiang will not be proposed by Turkey as a matter to be taken up by the UN Security Council.


Turkish PM comment triggers China-Turkey ties concern


Çin'e göre 'Tersten kıyım'

Asıl Çinliler soykırıma uğruyor!

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Şincan’da yaşananlar adeta soykırım” sözlerinin ardından Çin Dışişleri Bakanlığı Basın Ofisi yetkilileri, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin merkezi Urumçi’de “5 Temmuz günü meydana gelen olaylarda ölenlerin çoğunluğunun Çin’in Han milliyetinden olduğunu” açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada yaklaşık 1 haftadır süren olaylarda hayatını kaybeden 184 kişinin 137’sinin Han Çinlisi, sadece 46’sının Uygur olduğunu duyurdu.

“Sorun yok demiyoruz”

Öldürülen Çinlilerin çoğunun başının kesilmiş olduğu belirtildi. Basın Ofisi Müdür Yardımcısı Ma Cişeng, “Olayların arkasında başında Rabia Kadir’in bulunduğu Dünya Uygur Kongresi’nin olduğuna ilişkin somut kanıtlar bulunduğunu ve zamanı gelince bunların açıklanacağını” belirtti. Çinli yetkili, Pekin’de Müslüman nüfusu geniş olan ülkelerden gazetecilerle yaptığı sohbette, “Bölgede sorun yok demiyorum, ama bunları çözmek için çabalıyoruz” diye konuştu. Ma Cişeng, gazetecilerin bölgede ibadetin kısıtlandığına dair duyumlar aldıklarını söylemeleri üzerine, “Böyle bir şey genel politikamıza aykırı, inanç özgürlüğüne saygı gösteriyoruz” dedi.


AP’den Erdoğan yorumu

Öte yandan Amerikan Associated Press haber ajansı, Erdoğan’ın sözlerini dünyaya servis ettiği haberinde bu sözleri yorumlarken “Türkiye kendisi hakkında soykırım tabiri kullanılması konusunda çok hassas ancak daha önce Davos’ta Peres’e ” katil “ benzetmesi yapan Erdoğan bu kez de Uygur olayları için bu kadar güçlü sözleri seçti” ifadesini kullandı. Erdoğan’ın Uygur olaylarını soykırım olarak nitelendirmesi tüm yabancı ajanslarda yer aldı. Birçoğu Türkiye’nin de Ermeniler’e soykırım uyguladığı iddialarını haberlerin sonuna ekledi.

VATAN GAZETESI DIŞ HABERLER  12 Temmuz 2009


Ankara, Sincan diplomasi

9 Temmuz 2009 TumGazeteler.com/haberleri/sincan-uygur-ozerk-bolgesi

Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti`nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi`ndeki şiddet olayları karşısında sesini yükseltmeye başladı. Saldırıları `vahşet` olarak tanımlayan Başbakan Tayyip Erdoğan, `olayların bir an önce son bulmasını istedi.

Başbakan, vicdanları sızlatan gelişmeleri `kaygı, endişe ve üzüntü` ile takip ettiklerini söylerken, Ankara da sorunu uluslararası platformlara taşıyor. Konu Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik-İşbirliği Teşkilatı ve İslam Konferansı Teşkilatı gibi uluslararası kuruluşların gündemine getirilecek. ABD, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere Batılı ülkelerle de temas kurulacak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul`da `Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi Dışişleri Bakanları Toplantısı` için Türkiye`de bulunan konuk bakanlara verdiği yemekte yaptığı konuşmada sert ifadeler kullandı. Uygur Türklerine yönelik saldırıları `vahşet` olarak tanımlayan Başbakan, olayları `kaygı, endişe ve üzüntü` ile takip ettiğini söyledi. Görüntülerin `vicdanları sızlattığını` anlatan Erdoğan, `Beklentimiz, vahşet boyutlarına ulaşan bu olayların acele olarak, ivedi olarak son bulması, sağduyunun hakim olması, sorumluların hesap vermesi ve gereken tedbirlerin, evrensel insan hakları çerçevesinde bir an önce alınmasıdır. Türkiye`de yaşayan Uygur kardeşlerimizin ve bu acıyı yüreğinin derinliklerinde hisseden halkımızın da haklı olarak bu olaylara tepki verdiğini, endişe içinde olduğunu görüyoruz` dedi. Erdoğan, Türkiye`nin 2009-2010 dönemi Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi daimi olmayan üyeliğine de işaret ederek, `Burada da insanlık adına üzerimize düşen aynı tür görevlerdir. Bunun gereğini bizler de bu platformda da gündeme getirmek durumundayız ve getireceğiz.` ifadesini kullandı.

TBMM Başkanı Köksal Toptan da Sincan`daki olayları `dehşet verici` olarak niteleyerek, ``Öyle diliyorum ki bu olay bu kadarla kalır ve olayın müsebbibi durumunda olanlar, konumu ne olursa olsun bunun hesabını vermek zorunda kalırlar.`` dedi. Toptan, Urumçi`de ne olup bittiğinin aydınlatılması ve insan hakları ihlallerine bir an evvel son verilmesi gerektiğini dile getirdi.

DAVUTOĞLU`NDAN TELEFON DİPLOMASİSİ

Dışişleri Bakanlığı da, konuyla ilgili olarak dün bir kez daha açıklama yaptı. Bakanlık açıklamasında, `Türkiye`nin konunun takipçisi olması doğal görülmeli.` ifadesi dikkat çekti. Çinli yetkililere, `düzeni sağlamak için gösterdikleri çabalar sırasında sivil halkın can güvenliğini en ön planda tutarak ve uluslararası insan hakları norm ve prensiplerini ihlal etmeyecek bir dikkatle hareket edecekleri ümit edilmektedir.` çağrısı yapıldı.

Ankara, olayların çıktığı ilk andan itibaren bölgeden sağlıklı bilgi almaya çalışıyor. Hem Çin ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`ün haziran ayında yaptığı ziyarette ortaya çıkan kazanımları kaybetmemek için hem de bölgedeki Uygur Türkleri`nin zarar görmemesi için dikkatli bir dil kullanıyor. Gül, Uygur Türklerinin iki ülke arasında `köprü` olduğunu vurgulamıştı.

Zaman`a bilgi veren bir yetkili, konunun uluslararası platformlarda gündeme getirileceğini aktardı. Aynı yetkili, `Konu, AGİT`e taşındı. Dışişleri Bakanı`mız, AB dönem başkanı İsveç, Fransa, İngiltere ve İran ile bu konuyu ele alan görüşmelerde bulundu. BM`nin insan haklarıyla ilgili platformlarında da yaşananlar gündeme getirilecek.` bilgisini verdi. Alınan bilgiye göre Davutoğlu, muhataplarına, uluslararası toplumun konuya daha fazla ilgi göstermesi gerektiğini aktardı. Gelişmeler, İstanbul`daki Körfez İşbirliği Konseyi üyesi dışişleri bakanlarının katıldığı toplantıya da taşındı.

Bakan Davutoğlu: Türkiye yaşananlara sessiz kalamaz

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, yaşananlara Türkiye`nin sessiz kalamayacağını söyledi. İstanbul`da konuya ilişkin soruları cevaplandıran Bakan Davutoğlu, Türkiye ile Uygur Türkleri arasındaki `kültürel bağlar`a işaret etti ve, `Orada yaşananlar bir insanlık ayıbıdır. Bu olayların bitmesi en büyük temennimiz. İnsanlık dışı bu olay bir an önce durmalıdır ve sorumlular da bir an önce tespit edilmelidir. Bu noktada yapılacak çalışmaları yakından takip ediyoruz. Uygurlar, kaderleriyle yakından ilgilendiğimiz topluluklardandır.` diye konuştu. Konunun insanî açıdan uluslararası toplumu da ilgilendirdiğini anlatan Bakan, Çin yönetiminin de olayları şeffaf bir şekilde yatıştırması gerektiğinin altını çizdi.

İhsanoğlu: Uygurlar, korku ikliminde yaşamaya zorlanıyor

Uygur Türklerinin maruz kaldığı saldırı, İslam Konferansı Teşkilatı`nın (İKT) da gündeminde. İKT Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, giderek kötüleşen durum hakkında derin endişe taşıdığını söyledi. Uygurların bir korku ikliminde yaşamaya zorlanmalarından duyduğu derin üzüntüyü dile getiren İhsanoğlu, Pekin yönetimine, sivil nüfusun normal yaşamlarına geri döndürülmeleri için barış ve huzur ortamını yeniden tesis etmeleri çağrısında bulundu. İhsanoğlu, Uygur halkının, bölgenin yerlisi olan, dinî kimliklerini ortaya koyma ve tartışılmaz ekonomik ve sosyal haklarına sahip çıkma çabası içindeki bir toplum olduğundan işaretle buradan kaynaklanan sorunların yalnızca diyalog yoluyla çözülebileceğini anlattı.

Türkiye`den tepkiler çığ gibi büyüyor

Çin`in Sincan Uygur Özerk Bölgesi`ndeki şiddet olaylarına Türkiye`den tepkiler çığ gibi büyüyor. İstanbul, Ankara, Adana, Bursa, Afyonkarahisar, Kayseri, Mersin gibi birçok ilde düzenlenen protesto gösterilerinde, Urumçi`deki şiddet olayları sivil toplum örgütlerince kınandı ve Çin mallarına karşı boykot çağrısı yapıldı. İstanbul Ülkü Ocakları üyesi bir grup, Sincan Uygur Özerk bölgesindeki olayları, Çin`in İstanbul Başkonsolosluğu önüne siyah çelenk bırakarak protesto ederken, Ankara Ülkü Ocakları ve Memur-Sen Ankara İl Başkanlığı üyeleri de, Çin`in Ankara Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bıraktı. İnsan Hakları Derneği(İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı`ndan (TİHV) yapılan açıklamada ise Çin`in Sincan Uygur bölgesinde yaşanan olaylar nedeniyle `Türkiye`nin BM Güvenlik Konseyi`ni acilen toplantıya çağırması`` istendi. Türk Sağlık-Sen Başkanı Önder Kahveci ve Türkiye Kamu-Sen üyesi bir grup, Çin mallarının boykot edilmesi çağrısı yaptı. Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Dinç de, Sincan Uygur Özerk Bölgesi`nde yaşanan olayların hesabını, Çin mallarına yönelik kapsamlı bir boykotla sormaya hazırlandıklarını söyledi.

Urumçi`de sular durulmuyor

Şiddet olaylarının patlak verdiği Çin`in Sincan Uygur Özerk Bölgesi`ndeki gerginlik sürüyor. Müslüman Uygur Türkleri ile Han Çinlileri arasında etnik çatışmanın yaşandığı bölgenin başkenti Urumçi`de dün de protesto gösterileri düzenlendi. AFP`nin bildirdiğine göre, Çinlilerin yaşadığı mahalleleri ayırmak için polisin kordon altına aldığı yerin yakınlarında toplanan Uygurlar, Hanları protesto etti. Göstericilerden biri, önceki gece 300 kadar Han`ın güvenlik kordonunu geçerek evlere saldırdığını ve bir lokantaya zarar verdiğini, 50 yaşındaki bir kişiyi dövdüğünü ve bu yüzden protesto gösterisi düzenlediklerini söyledi. Yeni çatışmalar patlak vermesini önlemek amacıyla, Urumçi sokaklarında binlerce Çinli milis ve polisin konuşlandırıldığı bildirildi. Haberleşme imkanlarının kısıtlandığı bölgeden gelen bilgilere göre, Urumçi`ye 20 bin takviye asker gönderildi. Urumçi`deki BBC muhabiri güvenlik tedbirlerinin son derece sıkı olduğunu ve adeta sıkıyönetim uygulamasını hatırlattığını kaydetti. Bölgede devam eden gerginlik üzerine Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao, dün başlayan G8 Zirvesi için İtalya`ya yaptığı geziyi kısa keserek ülkesine döndü.

Çin Komünist Partisi Urumçi Komitesi Sekreteri Li Cı, hükümetin, olaylarda ölümlerin arkasındaki kişilerin idama mahkûm edilmesine çalışacağını açıkladı.

GÖZALTILAR SONRASI İDAMLAR GELİYOR

Li, dün düzenlediği basın toplantısında cinayetten suçlanan çok sayıda kişinin gözaltına alındığını ve bunların çoğunun öğrenci olduğunu söyledi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Çin Gang, Urumçi`de patlak veren şiddet olaylarına karşı alınan önlemlerin yasal ve haklı olduğunu dile getirirken, Çin`in Ankara Büyükelçiliği`nden yapılan yazılı açıklamada da Sincan`daki durumun normale dönmeye başladığı duyuruldu. Ölenler arasında Uygur Türklerinin yanı sıra Çinlilerin ve polis memurlarının bulunduğu ifade edilerek, `Biz Çin`de soykırım yapmıyoruz.` denildi. Açıklamada 5 Temmuz`da başlayan olaylarda 156 kişinin öldüğü, 1080 kişinin yaralandığı bildirildi. Ancak Çin yönetiminin olayları kışkırtmakla suçladığı Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kader, ölü sayısının 1000`i aştığını ileri sürdü. NTV`ye konuşan Kader, `Çünkü yaralılar var. Bu rakam Çin hükümetine göre 800 ve bunlar ölüme terk edilmiş durumda. Ben, 2000-3000 ölü sayısını abartılı bulmuyorum.` ifadelerini kullandı. Kader, tutuklanan Uygur Türk`ü sayısının ise 5 bini geçtiğini kaydetti.

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar da bölgeden gelen son haberlerin çok kötü olduğunu belirtti. Avşar, uydu telefonları ile kendilerine ulaşan görgü tanıklarının, önceki gece sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen Çinlilerin, Uygur Türklerinin evlerini basarak katliam gerçekleştirdiğini aktardıklarını kaydetti. Avşar ayrıca Çinli yetkililerin, televizyonlarda sürekli Uygurların barışçıl gösterilerini, Çinlilere yönelik saldırı şeklinde vermeye çalıştığını ve Çin halkını kışkırttığını savundu.

Uygurlar, Batı`nın `cılız` tavrına tepkili

İran`da cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında sokaklara dökülen muhaliflerin bastırılmasını sert bir şekilde kınayan Batı`nın Sincan`daki şiddet olayları karşısındaki tavrı tepki çekiyor. Dünyadaki insan hakları ihlalleri ile yakından ilgilenmesi ile bilinen Avrupa Birliği, resmi rakamlara göre 150`den fazla kişinin hayatını kaybettiği, binden fazla kişinin yaralandığı olayları `esefle` karşılamakla yetindi. ABD de konuya ilişkin Sincan Uygur Özerk Bölgesi`ndeki etnik çatışmalardan `derin endişe` duyduğunu kaydetti. Rusya ise Urumçi`deki şiddet olaylarının Çin`in `iç işleriyle` ilgili konu olduğunu açıkladı. İngiliz Independent gazetesine Batı`nın bu cılız tavrını eleştiren bir yazı yazan Washington`da Uygur Türklerinin hakları için çalışan avukat Nuri Türkel, `Batılı liderler niçin Uygurları yüzüstü bıraktı?` diye sordu. Türkel, `Batılı liderler, İran`da ulusal çıkarları tehlikede olduğunda, baskıcı bir rejimin eylemlerini kınama şansını kaçırmadılar. Fakat Çin`de, ulusal çıkar hesapları insan haklarının değerine ağır bastı. Devlet adamlarının düşüncelerini açıkça söylemelerini bekledik, bizi yüzüstü bıraktılar.` ifadelerini kullandı. ZAMAN


Uygurlar kimdir?

Şincan bölgesinde 8 milyon nüfusa sahip Uygurlar, Orta Asya ile kültürel bağlarını koruyan İslamiyeti benimsemiş, Türkçe konuşan bir halk. 1933 ile 1944-49 yılları arasında kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni yeniden canlandırmak isteyen gruplar Şincan’ın bağımsızlığı için mücadele ediyor. Ancak petrol kaynakları nedeniyle bölgeyi bırakmak istemeyen Pekin yönetimi, Uygurlara dini, kültürel ve sosyal baskı uyguluyor.

Neden kaynaklandı?

Olaylar, Uygur ve Çinli işçilerin arasında çıkan kavganın ardından başladı. Ancak Uygurların yıllardan beri ekonomik, kültürel ve dini baskı altında kalmaları, hükümetin orantısız güç kullanması ve ekonomik uçurum, olayların derininde yatan gerçek nedenler olarak sıralanabilir.

Ne kadar sürebilir?

Güvenlik güçleri, olaylara anında sert bir şekilde müdahale etti. Uygurların yoğun olduğu kentlerde olaylar bir süre daha devam edebilir ama Çin yönetimi bölgede oldukça güçlü. Bölgenin coğrafyasının zorlu olmaması da Çin için bir avantaj. Ancak olayların ardından bölgedeki önlemlerin çok daha sertleşeceğine kesin gözüyle bakılıyor.

VATAN 8 Temmuz 2009